Image Image Image Image Image Image Image Image Image Image

Rituel Trans Dans | 27 June 2020

Scroll to top

Top

All
No Comments

Ruhsal Bütünlük Bilinci

Ruhsal Bütünlük Bilinci
Nurbiye Askar

“Birçok şamanik kültürde, eğer bir şifacının yanına ümidini yitirmiş, moralsiz ya da sıkkın gelmişsen, sana dört soru sorar: Ne zaman dans etmeyi bıraktın? Ne zaman şarkı söylemeyi kestin? Ne zaman masallardan haz almamaya başladın? Ne zaman sessizliğin tatlı mıntıkasında huzur bulmayı bıraktın? Dans etmeyi, şarkı söylemeyi, masallardan etkilenmeyi, sessizlikte huzur bulmayı bıraktığımız zaman, işte o zaman ruhumuzdan bir parça eksilmiş demektir.” ~ Angeles Arrien

Ruhumuzdan eksilen bu parça, esasında herkes tarafından fark edilebilir. Çünkü söz konusu olan asıl kopukluk insanın kendisiyle olan kopukluğudur. Ve kültürümüzde bu kopukluğu dışarıya bağımlılık ile, kavgalar ile, savaşlar ile dışa vuruyoruz. Tüm savaşlar işte bu kopukluktan doğuyor, tüm çatışmalar içimizde eksilmesinin sorumlusu kendimiz olan bir şey yüzünden bedenleniyor.

Ama bunda bir kastımız yok, hepimiz farkında bile olmaksızın kişisel egoyu şişiren bir sistem oluşturduk ve bu hakikatten bihaber egolar tamamen sağlıksız ve dengesiz bir konuma gelerek mahvoluyorlar.

Bihaberler… Sahip oldukları duygulardan bihaberler, ruhlarını (kendi güçleriyle) geri kazanmaları gerektiğinin idrakinde değiller. İdrakinde olmadıklarının bile idrakinde değiller.

Ama hiçbir şey için geç kalınmış değil. Bir kişi ruhsuz gibi göründüğünde bile içerisinde bir yerdeki öz canlıdır. Sadece bir kıvılcım bekler. Bihaber ego, henüz kozasını bulamamış bir tırtıldır. O soruları soran şaman işte bunun bilincindedir.

Kişiyi uyandırmak için bazı metotlar mevcuttur. Bunlar egoyu kandırarak kozaya düşmelerini sağlayabilirler.

Ama belki de, en iyi strateji bihaber egoya basit ama zorlayıcı sorular sağlayıp kendi cevaplarını bulmalarını sağlamaktır, böylece doğal bir süreç içinde ruh kozasını örerek sıhhat kazanabilir. Aşağıdaki dört soru, iyi bir başlangıç olacaktır. 

1* Ne zaman dans etmeyi bıraktın? 

“Müziği duyamayanlar, dans edenleri deli sanırlar” ~ Friedrich Nietzsche

Dans etmek, bir tür yakınlaşma aracıdır. İçindeki coşkuya, mutluluğa, kainatın ritmine yakınlaşmaktır… Kadim öğretiler, dansın ilahi benliğimize, Tanrı’ya yakınlaştırıcı gücünün farkına varmıştır. Tanrı’ya yakınlaşmak demek, coşkunun tüm yönlerini (sevgi, mutluluk, derinleşme) kapsayan bir bütünlüğe varmak demektir. Bu nedenledir ki, dans etmek semavi öğretilerde bir tür ritüel şeklinde kullanılmaktadır.

Dans coşkuya dönüşür, coşku da dansa…

Eğer mutluysan, içindeki kıpırtıya hakim olamazsın. O durduğun yerde bile oynayacaktır. Dans önce içinde başlayacaktır. Sonra yükselecek ve yükselecek, ardından dışarıya taşacaktır. Çünkü mutluluk uyandığında, onu hiçbir şey tutamaz, onun harekete dönüşmesi kaçınılmazdır. Dans bir reflekstir. Dans bir dönüşümdür. Kelebeğin kanatları açtığı o andır dans. İnsan da kanatlarına kavuştuğunda içten gelen bir yükselişle, kanatlarını çırpacaktır.

Eğer dans etmiyorsan, bu içindeki mutluluk ateşinin uykuya yattığının bir göstergesidir kuşkusuz. Ancak bu, dans etmek için yalnızca mutlu olmalısın demek değildir.

Şimdi, burada, dans etmek için içinde bir özlem doğdu ise, seni engelleyen kimse yok bilesin. Seni birisi engelleyecekse o da kendinsin. Bunun bilincine gerçekten varmayı iste. Kendinin engel olduğunu bil ve kendi önünden çekilmeye niyet et ve kalk, dans et.

Kendini dansın, müziğin ritmine, ruhunun ritmine teslim et. Bırak kendini; dansı sen yapma, sen dans ol. Bırak dans, kollarını, başını, göğsünü, bacaklarını nasıl istiyorsa öyle çevirsin, sarssın. Kolların açılsın, göğsün genişlesin, çevrene bakışın değişsin…

Bir kez bu bilinç içine tohumlandığında geri dönüşü olmayan bir yola girmişsindir.

Şimdi kendine sorman gereken soru işte budur. Ne zaman dans etmeyi bıraktım? Tam olarak neydi benim bu hale gelmemin sebebi?
Cevabı bulduğunda, ya da biraz yaklaştığında, izin ver onu salmaya. İzin ver ki, artık seni tutan, hapseden o şey neyse özgürlüğüne kavuşsun. O özgürlüğüne kavuşunca, o görevini sende tamamlamış olarak ışığa ulaşınca, sen de ışığına kavuşacaksın.

2-Ne zaman şarkı söylemeyi kestin? 

“Hayat batık bir gemi de olsa, filikalarımızda şarkı söylemeyi unutmamamız gerekir” ~Voltaire

Kendini ne kadar sıkılmış da hissetsen, durma, ulu haydi şu görkemli Ay’a! İçinden geleni haykır hiç durmadan, söyle şarkını tüm kainata, anlat derdini seni yoranlara. Özgür bırak sesini, özgür bırak nefesini… Boğazının, ses tellerinin varlığını onurlandır! Şükret ihtiyaç duyduğunda orada senin için bulunmalarına. İkna et, tek gerekenin senin niyetin olduğuna…

Şarkı söyle doya doya. Güzel şarkılar söyle, sözleriyle seni yükselten şarkılar… Dansın ritmine kapıldığın gibi, içindeki şarkının ritmine de kapıl.

Eğer mutluysan ya da en azından düşük bir modda değilsen şarkı söylemek için iyi bir fırsat şimdi. Ama mutsuzsan, şarkı söylemek için çok daha iyi bir fırsat!

En sevdiğin şarkı hangisi? Hangi müziği dinlesen şimdi yüzünü aydınlatırdı, gözlerin ışık saçardı? Ya da içinde tuttuğun hangi duygulardan gizleniyorsun ve bu duygularını hangi şarkıyla özgür bırakabilirsin; söyle! Şarkını söyle ve ruhunun melodisine uyumlan!

Afrika’da bir kabile, her çocuğun bir şarkı ile rahme düştüğüne inanır. Her çocuk, kendi özgün melodisiyle dünyaya gelmektedir. Anne, bu şarkıyı öğrenmek için meditasyona oturur veya rüyaya yatar. Nihayet öğrendiğinde, bu şarkıyı hem kendisi hem de başkaları söylesin diye kabilesine öğretir. Çocuk doğduğu zaman onu ortalarına alırlar ve şarkısını, kendi özgün melodisini ona söylerler ve hayatının dönüm noktalarında (okul çağı, ergenlik, evlilik, ölüm gibi) bu şarkı çocuğa tüm kabile tarafından tekrar söylenir. Bir de eğer çocuk bir suç işlemişse şarkısı yine söylenir. Böylelikle, çocuk kendi özgün frekansını unutup düşük frekanslarda yaşamaya başlamışsa, bu şarkı ona bir tür hatırlatıcı olur.

3*Ne zaman hikayelerden haz almamaya başladın?

“Hayal gücü olmayanın, kanatları yoktur.” ~ Muhammed Ali

Hikayeler, bizlere daima bilinmezliğin içinden çıkıp gelen deneyimler olmuşlardır. Belki hiç hayal edemeyeceğimiz bir gerçekliğin varlığına uyanmamızı sağlamış ve olasılıklara açılmamızı, fikirlerimizi genişletmemizi sağlamıştır.

Onlar, kimi zaman gerçek, kimi zaman hayal ürünü olsalar da, özlerinde daima bir hakikati barındırmıştır. Daima alınabilecek bir ders vardır.

Hikayeler, sosyal bir canlı olan insan için olmazsa olmazdır. İnsanı her yönden zenginleştiren şey şüphesiz bilgidir ve her bilgi bir hikayeye dayanır.

Eski insanlar, hikayelerin gücünün farkındaydılar. Onlar, önemli inisiyasyonların temeli olan bilgeliği insan bilincine tohumlamak adına hikaye anlatımına başvururdu. Hikaye bir kurgu olsa bile, bilgi bu kurgunun ana temasını oluştururdu. Böylelikle öğrenci, sanki birebir kendisi yaşamış gibi sahneleri gözünde canlandırabilir ve bilgiye uyanabilirdi. Günümüze kadar ulaşan ve bu şekilde yazılmakta olan öğretici hikayelere “mesel” denilmektedir.

Bir hikaye, insanda görsel bölgeyi tetiklediği için düz bir kavram olarak öğrenmenin ötesinde, “hayali deneyim” ile öğrenmeyi sağlar.

Ayrıca, bir hikaye senin içinde tutup da anlatamadığın şeyleri senin yerine anlatabilir ve onu sadece dinleyerek bile bir seviyede özgürleşebilirsin.

4* Ne zaman sessizliğin tatlı mıntıkasında huzur bulmayı bıraktın?

“Sessizlik Tanrı’nın dilidir, geri kalan her şey kötü bir çeviridir.” ~ Mevlana

Toplumsal olarak baktığımızda, sessizlik melun bir şeydir. Soğuk ve asosyal bireyler akla gelir sessizlik denildiğinde. Oysa, sessizlik bir başka boyuttur. Sessizlik, ruhun kainatla sohbetidir.

Dışarıdan bakıldığında görülen sessizlikten bahsetmiyorum. Dışarıdan sessiz olduğunu gördüğümüz çoğu insan ego-merkezli bir sessizliğin içindedir. Onlar, etrafına sevgi duymaktan kendilerini aciz tutarlar, bu kudrete sahip olsalar da bunun bilincinde değildirler.

Bir insan hakikaten sessiz olduğunda, bu bir meditasyona dönüşür. Özellikle meditasyona oturmak değildir bu. Bu, doğal oluş halindeyken doğanın sessizliğiyle bütünleşmek ve onun varlığıyla hemhal olmaktır.

Sessizliğe -güzellikten doğan sessizliğe- kendini bırakırsan, demek istediğimi anlayacaksın. O sessizlikte, gerçek benliğini bulacaksın. Her şeyin bir olduğunu, bu kainatın nasıl büyük tek bir organizma olarak, kusursuz bir zamanlama ile, sinerji ile çalıştığını göreceksin.

Hakikat kendini sözlerle ifade edemez. O yalnızca hissedilebilir. Sen de kendini sessizliğe bıraktığında işte bunu hissedeceksin.

Eğer kendini sessizlikten mahrum bırakıyorsan, kendi düşüncelerinden, sorunlarınla yüzleşmekten korkuyor olabilirsin. Korkma, sadece bil ki sen yalnızca kendinden sorumlusun, dışarıda olan biten şeyler senin bilincinin bir yansıması olsa da, fiziksel düzlemde yapabileceklerin kendinde sınırlıdır. Eğer olumlu çareler varsa, onları uygulamaktan çekinme. Ama yoksa da, kendini sessizlikten geri çekip, içsel onarım mekanizmandan uzak kalma. Çünkü sessizlik, hiçlikten ibaret değildir. O birçok çözümü beraberinde getirir,. O yeni anlayışlara gebedir. Ardından, tüm sorunlarının, aslında sorun olmadığı, her şeyin içsel ve dışsal çaresi olduğu bilgisi, bir bilinç ışığı olarak sana ulaşacaktır.

Yazar: Serkan Sai Önder,  https://bilincmektebi.wordpress.com

Submit a Comment